Siyah

Gönderen Samet Yangın On 13:02 0 yorum
Ağacımdan uzaklara gitmiştim. Yanımda beyaz dişli arkadaşım da vardı. Kızıl Işık çok sıcaktı. Ön uzantımı ona uzattığımda çok acıdı. Diğerlerinden içinde kalanlar bağırıyordu. Çok fazla ses, çok fazla koku vardı... Yukarıdaki beyazların siyahından vardı Kızıl Işık'ın yanında...

Ön uzantım acıyordu.Uzağındaydık Kızıl Işık'ın. Siyahlar etrafından çıkıyordu. Kötü kokuların arasında güzel kokular da vardı. Ağzımı sulandırıyordu... Sesler azalıyordu. Sarı Yuvarlak çoktan gitmişti ama sanki hiç gitmemiş gibi görüyordum etrafımdakileri. Ağacım da Kızıl Işık'ın içinde kalmıştı... Kendimi... Mutsuz hissediyordum. Arka uzantılarımın üstünde gitmek istemiyordum. Olduğum yerde önüm karanlık olsun istiyordum; Ağacımın altında olduğu gibi... Sarı Yuvarlak gelince de görmek istiyordum Ağacımın küçük Sarı Yuvarlaklarını... Ancak onun da gittiğini hissediyordum.

Acaba... Siyah mı olmuştu? Kızıl Işık'ın içine giren Siyah olup yukarı mı gidiyordu... Yüzümde ıslaklık hissettim. Görme yerimden sular akıyordu. Arkadaşım başı bacaklarımın üstündeydi.

Siyah... Yüzümde sular akmaya devam ediyordu.

Dünyalardan Dünyalara

Gönderen Samet Yangın On 13:06 0 yorum
Kızıl Işık'tan sonra geriye Siyahlar kalmıştı. Dokunduğunda çıtırdıyordu hepsi. Koku vardı. Pek güzel olmayan koku. Kızıl Işık nereye gitti? Kızıl Işık'ın içinde ne vardı... Bunlar kafamın içindeydi o zamanlar.

Başka bir dünyaydı sanki. O zamanki de ben miydim? Ben şimdi mi ben olmuştum? Beni ben yapanlar... Gerçekten benzerlerim var mıydı? Benim yaşadıklarımı yaşayanlar?Hatırlamıyorum. Annem olmalıydı benim... Beni büyüten, besleyen... Ama hatırlamıyorum.

Çok düşündüm yanımda Badem'le... Evimin önünde, Büyük Su'ya bakarak.Ben ben miydim? O zamanlar? Bedenim aynıydı değil mi? Uyuduğumda başka bedenlere geçmiş olamayacağım kanaat getirirdim hep. O ormandaki gencin düşüncelerini biliyorum. Ne zaman ne düşündüğünü, nelerden hoşlandığını, neler bildiğini, nelerden korktuğunu ve en iyi arkadaşının bir köpek olduğunu. Daha sonra atlarla tanıştığını...

Yanımda oturduğunu düşünürüm bazen. Yanımda oturup bana hayat hikayesini anlattığını. Her ayrıntısına kadar... Kendini hiç saklamadan bana anlatabileceğine pek olasılık veremem sonra. O zaman o genç ben miydim?

Karşımda Sarı Yuvarlak, Büyük Su'yun arkasına saklanıyor yavaş yavaş ve yanımda Badem'in mırıltıları. Benzerim yanımdaki sandalyesinde ve elimizde en sevdiğimiz fincalarımız. Arkadan Küçüklerimizin sesleri geliyor. Odalarında hangi oyuncak için tarşıyorlar kim bilir... Genç geldi karşıdan, saçları daha da uzamış sanki. Gözleri daha parlak dişleri daha beyazdı. Dudakları nazik bir gülümsemeyle kıvrılmıştı. Adımları kararlı, yaklaşıyordu.

Benzerim fincanını yeniden doldurmak için doğrulunca Genç kayboldu. Benzerim'in gözleri gözlerime dokundu. Sıcacık dokunuşları... Hemen döneceğini anlamıştım. Onu beklerken tekrar düşüncelere daldım.

Kafamdan onun kim olduğunu atamıyordum. Bazen bendim o. Bazen bir yabancı. Bazen onun gözlerinden görüyordum dünyayı, bazen dışarıdan seyrediyordum sanki.Tek gerçek: Anılar. Sadece bunlar vardı zihnimde aslında. Biliyorum. Ancak anılarda gezmeye başladığımda... Bunlar benim anılarım mı?


Bir dünyadan bir başka dünyaya...

Benzerim elinde iki fincanla geldi.