Ağacımdan uzaklara gitmiştim. Yanımda beyaz dişli arkadaşım da vardı. Kızıl Işık çok sıcaktı. Ön uzantımı ona uzattığımda çok acıdı. Diğerlerinden içinde kalanlar bağırıyordu. Çok fazla ses, çok fazla koku vardı... Yukarıdaki beyazların siyahından vardı Kızıl Işık'ın yanında...
Ön uzantım acıyordu.Uzağındaydık Kızıl Işık'ın. Siyahlar etrafından çıkıyordu. Kötü kokuların arasında güzel kokular da vardı. Ağzımı sulandırıyordu... Sesler azalıyordu. Sarı Yuvarlak çoktan gitmişti ama sanki hiç gitmemiş gibi görüyordum etrafımdakileri. Ağacım da Kızıl Işık'ın içinde kalmıştı... Kendimi... Mutsuz hissediyordum. Arka uzantılarımın üstünde gitmek istemiyordum. Olduğum yerde önüm karanlık olsun istiyordum; Ağacımın altında olduğu gibi... Sarı Yuvarlak gelince de görmek istiyordum Ağacımın küçük Sarı Yuvarlaklarını... Ancak onun da gittiğini hissediyordum.
Acaba... Siyah mı olmuştu? Kızıl Işık'ın içine giren Siyah olup yukarı mı gidiyordu... Yüzümde ıslaklık hissettim. Görme yerimden sular akıyordu. Arkadaşım başı bacaklarımın üstündeydi.
Siyah... Yüzümde sular akmaya devam ediyordu.
Kızıl Işık'tan sonra geriye Siyahlar kalmıştı. Dokunduğunda çıtırdıyordu hepsi. Koku vardı. Pek güzel olmayan koku. Kızıl Işık nereye gitti? Kızıl Işık'ın içinde ne vardı... Bunlar kafamın içindeydi o zamanlar.
Başka bir dünyaydı sanki. O zamanki de ben miydim? Ben şimdi mi ben olmuştum? Beni ben yapanlar... Gerçekten benzerlerim var mıydı? Benim yaşadıklarımı yaşayanlar?Hatırlamıyorum. Annem olmalıydı benim... Beni büyüten, besleyen... Ama hatırlamıyorum.
Çok düşündüm yanımda Badem'le... Evimin önünde, Büyük Su'ya bakarak.Ben ben miydim? O zamanlar? Bedenim aynıydı değil mi? Uyuduğumda başka bedenlere geçmiş olamayacağım kanaat getirirdim hep. O ormandaki gencin düşüncelerini biliyorum. Ne zaman ne düşündüğünü, nelerden hoşlandığını, neler bildiğini, nelerden korktuğunu ve en iyi arkadaşının bir köpek olduğunu. Daha sonra atlarla tanıştığını...
Yanımda oturduğunu düşünürüm bazen. Yanımda oturup bana hayat hikayesini anlattığını. Her ayrıntısına kadar... Kendini hiç saklamadan bana anlatabileceğine pek olasılık veremem sonra. O zaman o genç ben miydim?
Karşımda Sarı Yuvarlak, Büyük Su'yun arkasına saklanıyor yavaş yavaş ve yanımda Badem'in mırıltıları. Benzerim yanımdaki sandalyesinde ve elimizde en sevdiğimiz fincalarımız. Arkadan Küçüklerimizin sesleri geliyor. Odalarında hangi oyuncak için tarşıyorlar kim bilir... Genç geldi karşıdan, saçları daha da uzamış sanki. Gözleri daha parlak dişleri daha beyazdı. Dudakları nazik bir gülümsemeyle kıvrılmıştı. Adımları kararlı, yaklaşıyordu.
Benzerim fincanını yeniden doldurmak için doğrulunca Genç kayboldu. Benzerim'in gözleri gözlerime dokundu. Sıcacık dokunuşları... Hemen döneceğini anlamıştım. Onu beklerken tekrar düşüncelere daldım.
Kafamdan onun kim olduğunu atamıyordum. Bazen bendim o. Bazen bir yabancı. Bazen onun gözlerinden görüyordum dünyayı, bazen dışarıdan seyrediyordum sanki.Tek gerçek: Anılar. Sadece bunlar vardı zihnimde aslında. Biliyorum. Ancak anılarda gezmeye başladığımda... Bunlar benim anılarım mı?
Bir dünyadan bir başka dünyaya...
Benzerim elinde iki fincanla geldi.
Başka bir dünyaydı sanki. O zamanki de ben miydim? Ben şimdi mi ben olmuştum? Beni ben yapanlar... Gerçekten benzerlerim var mıydı? Benim yaşadıklarımı yaşayanlar?Hatırlamıyorum. Annem olmalıydı benim... Beni büyüten, besleyen... Ama hatırlamıyorum.
Çok düşündüm yanımda Badem'le... Evimin önünde, Büyük Su'ya bakarak.Ben ben miydim? O zamanlar? Bedenim aynıydı değil mi? Uyuduğumda başka bedenlere geçmiş olamayacağım kanaat getirirdim hep. O ormandaki gencin düşüncelerini biliyorum. Ne zaman ne düşündüğünü, nelerden hoşlandığını, neler bildiğini, nelerden korktuğunu ve en iyi arkadaşının bir köpek olduğunu. Daha sonra atlarla tanıştığını...
Yanımda oturduğunu düşünürüm bazen. Yanımda oturup bana hayat hikayesini anlattığını. Her ayrıntısına kadar... Kendini hiç saklamadan bana anlatabileceğine pek olasılık veremem sonra. O zaman o genç ben miydim?
Karşımda Sarı Yuvarlak, Büyük Su'yun arkasına saklanıyor yavaş yavaş ve yanımda Badem'in mırıltıları. Benzerim yanımdaki sandalyesinde ve elimizde en sevdiğimiz fincalarımız. Arkadan Küçüklerimizin sesleri geliyor. Odalarında hangi oyuncak için tarşıyorlar kim bilir... Genç geldi karşıdan, saçları daha da uzamış sanki. Gözleri daha parlak dişleri daha beyazdı. Dudakları nazik bir gülümsemeyle kıvrılmıştı. Adımları kararlı, yaklaşıyordu.
Benzerim fincanını yeniden doldurmak için doğrulunca Genç kayboldu. Benzerim'in gözleri gözlerime dokundu. Sıcacık dokunuşları... Hemen döneceğini anlamıştım. Onu beklerken tekrar düşüncelere daldım.
Kafamdan onun kim olduğunu atamıyordum. Bazen bendim o. Bazen bir yabancı. Bazen onun gözlerinden görüyordum dünyayı, bazen dışarıdan seyrediyordum sanki.Tek gerçek: Anılar. Sadece bunlar vardı zihnimde aslında. Biliyorum. Ancak anılarda gezmeye başladığımda... Bunlar benim anılarım mı?
Bir dünyadan bir başka dünyaya...
Benzerim elinde iki fincanla geldi.
Portakal Ağacı'mın yanındaydım. Gözlerim kapalıydı, karanlık... Açtım, Beyaz Yuvarlak yukarıda. Yarısı yok. Yanımdan taş gidiyor yavaş yavaş... Arka uzantılarıma dokunmuştu gözlerimi açarken. Beyaz Yuvarlak'ın tersi tarafta Sarı Yuvarlak yukarıdaydı sanki...
Yürüyen Taş'ın arkasından başka diğerleri de geliyordu. Hiç hepsini bir arada görmemiştim. Büyük Su'yun olduğu yönden geliyorlardı. Acaba Sarı Yuvarlak Büyük Su'ya mı inmişti... Diğerlerini takip etmeye başladım. Portakal Ağacım benle gelemiyordu, onu arkada bırakmalı mıydım? Arkadaşım geldi, kafasıyla beni itmeye çalışıyordu. Arka uzantılarımın üstünde öylece duruyordum. Olan biteni aklım almıyordu. Diğerleri birbirine saldırmadan, birbirlerine yemeden gidiyorlardı. Kızıl Işık'tan uzağa...
Arkadaşım beyaz kayalarını göstermeye başladı.. Onunla gitmeye karar verdim. Portakal Ağacımdan portakal aldım.
Yürüyen taş arkamızda kalmıştı. Onun da benzerleri vardı. Yanyana gidiyorlardı hepsi. O kalabalığın içinde gözlerim kendi benzerlerini arıyordu. Bunun farkında mıydım o zaman anımsayamıyorum...
Yürüyen Taş'ın arkasından başka diğerleri de geliyordu. Hiç hepsini bir arada görmemiştim. Büyük Su'yun olduğu yönden geliyorlardı. Acaba Sarı Yuvarlak Büyük Su'ya mı inmişti... Diğerlerini takip etmeye başladım. Portakal Ağacım benle gelemiyordu, onu arkada bırakmalı mıydım? Arkadaşım geldi, kafasıyla beni itmeye çalışıyordu. Arka uzantılarımın üstünde öylece duruyordum. Olan biteni aklım almıyordu. Diğerleri birbirine saldırmadan, birbirlerine yemeden gidiyorlardı. Kızıl Işık'tan uzağa...
Arkadaşım beyaz kayalarını göstermeye başladı.. Onunla gitmeye karar verdim. Portakal Ağacımdan portakal aldım.
Yürüyen taş arkamızda kalmıştı. Onun da benzerleri vardı. Yanyana gidiyorlardı hepsi. O kalabalığın içinde gözlerim kendi benzerlerini arıyordu. Bunun farkında mıydım o zaman anımsayamıyorum...
O gün, diğerleriyle en yakın halimdi. Korkmuyordum ondan. Onun da benden korkmadığını, bi' şekilde anlıyordum. O da beni anlıyordu. Onun gibi konuşamıyordum ama. söylediklerini de kavrayamıyordum.Ama; işte; anlaşıyorduk.
Beraber gezmeye başladık. O da Portakal Ağacımın turuncu yuvarlaklarından yiyordu bazen.Beraber büyük sudan çıkan diğerlerinden de yiyorduk.
Yemek yediği yerlerdeki beyaz kayaları bendekilere hiç benzemiyordu.iki tane uzunu vardı. Onlarla diğerlerini yakalayabiliyordu. Onları diğerlerinden birisinin boynuna saplayışını izledim. Kırmızı suluydu, bol bol...
Birlikte Büyük Su'ya da gidiyorduk artık. Onunla dolaşmaktan mutluydum. Bir şekilde onun yanımda olması içimde hoşluk yaratıyordu.
Yanımda.
Beraber gezmeye başladık. O da Portakal Ağacımın turuncu yuvarlaklarından yiyordu bazen.Beraber büyük sudan çıkan diğerlerinden de yiyorduk.
Yemek yediği yerlerdeki beyaz kayaları bendekilere hiç benzemiyordu.iki tane uzunu vardı. Onlarla diğerlerini yakalayabiliyordu. Onları diğerlerinden birisinin boynuna saplayışını izledim. Kırmızı suluydu, bol bol...
Birlikte Büyük Su'ya da gidiyorduk artık. Onunla dolaşmaktan mutluydum. Bir şekilde onun yanımda olması içimde hoşluk yaratıyordu.
Yanımda.
Pek üşümüyordum buralarda. O bazen oluyordu sadece... Kendiliğimden hareket ediyordum, yemek yediğim yerden takır takır sesler geliyordu.Benim diğerleri gibi tüylerim yoktu.Tepmdekiler de tüm vücudumu sarmıyordu...Rengim de onlar gibi değildi.
Kendiliğimden hareket etmeyeli çok uzun zaman olmuştu artık. Tepemdeki tüylerim de arka uzantılarımın başladığı yere kadar geliyordu.İrileşmiştim. Benden yukarıda kalan yerlere yetişebiliyordum artık.Daha ağır şeyler taşıyabiliyordum. Diğerlerinin bazılarından da daha büyük olmuştum. Onlar benden kaçar olmuştu.
Yemek yediğim yer takırdamıştı o gece. Büyük Yeşil'in içine girmiştim.Portakal Ağacımın yanında diğerlerinden birini gördüm, bana doğru geliyordu.Ondan iriydim ama bu takırtıda onunla güreşebileceğimi sanmıyordum. İyice yaklaştı, Beyaz Yuvarlak onu aydınlatmaya başladı, o da kendiliğinden hareket ediyor gibiydi.Beni farketti.Durdu. Kafası bana dönüktü.Sonra yavaşça yaklaşmaya devam etti. O da kendiliğinden hareket ediyor gibiydi. Arka ve ön uzantılarının birleştiği yer pır pır ediyordu.İçeri girdi, diğer uca gitti, bana baktı, yaklaşmaya başladı. Üzerinde durduğum uzantıların yanına uzandı, kafasını pır pır eden yerine doğru soktu. Sıcaktı ya da o gece öyle olduğu için bana sıcak gelmişti. Yavaşça yanına sokuldum ben de. Dişlerini gösterdi bi' ara, geri çekildim. Sonra tekrar yaklaştım. Yanına uzandım...
Diğerlerinden birisiyle ilk arkadaşlığımdı bu.
Kendiliğimden hareket etmeyeli çok uzun zaman olmuştu artık. Tepemdeki tüylerim de arka uzantılarımın başladığı yere kadar geliyordu.İrileşmiştim. Benden yukarıda kalan yerlere yetişebiliyordum artık.Daha ağır şeyler taşıyabiliyordum. Diğerlerinin bazılarından da daha büyük olmuştum. Onlar benden kaçar olmuştu.
Yemek yediğim yer takırdamıştı o gece. Büyük Yeşil'in içine girmiştim.Portakal Ağacımın yanında diğerlerinden birini gördüm, bana doğru geliyordu.Ondan iriydim ama bu takırtıda onunla güreşebileceğimi sanmıyordum. İyice yaklaştı, Beyaz Yuvarlak onu aydınlatmaya başladı, o da kendiliğinden hareket ediyor gibiydi.Beni farketti.Durdu. Kafası bana dönüktü.Sonra yavaşça yaklaşmaya devam etti. O da kendiliğinden hareket ediyor gibiydi. Arka ve ön uzantılarının birleştiği yer pır pır ediyordu.İçeri girdi, diğer uca gitti, bana baktı, yaklaşmaya başladı. Üzerinde durduğum uzantıların yanına uzandı, kafasını pır pır eden yerine doğru soktu. Sıcaktı ya da o gece öyle olduğu için bana sıcak gelmişti. Yavaşça yanına sokuldum ben de. Dişlerini gösterdi bi' ara, geri çekildim. Sonra tekrar yaklaştım. Yanına uzandım...
Diğerlerinden birisiyle ilk arkadaşlığımdı bu.
Evet, arka uzantılarımın üzerindeydim. Yürüyebiliyor, koşabiliyordum.
Ayaklarım üzerinde durmayı geniş bir zaman içinde öğrendiğimi anımsıyorum. Başta Diğerleri gibi gidiyordum. Onları gördükçe onlar gibi hareket ediyordum. Ancak onlar kadar hızlı değildim. Zamanla canım yanmaya başlamıştı. Uzantılarım fazla uzundu. Kahverengi bir hayvan görmüştüm. Arka uzantıları üzerindeydi. Onun gibi yapmayı denedim.Başarmıştım. Ama tutunmam gerekmişti. Sonraki günlerde bunun üzerine yoğunlaşmıştım.Dik durabiliyordum. Tutunmadan dik durma sürem her geçen gün daha da artıyordu.
Bir ayağımı diğer ayağımın ilerisine atmayı denemek nereden aklıma geldi bilmiyorum. Adım atmayı denemeye başlamıştım. Bir adım, iki adım, üç adım... Adımlarımın sayısı artıyordu.Daha az düşüyordum. Ayaklarımın üzerindeyken kendimi daha rahat hissediyordum. İçimde bir şeyler yer bulmuş gibiydi.
Portakal Ağacıma dönüşlerde içimden arka uzantılarımın üzerinde gitmemi, Diğerlerine benzemediğimi geçiriyordum. Kahverenginden öğrenmiştim dik durmayı ama... O benim gibi gidemiyordu. İlerlemek için yine ön uzantılarını kullanması gerekiyordu. Ben ondan öğrendim ama ondan daha iyiyim. Yoksa ben mi yanlış yapıyordum? O gibi mi gitmeliydim?
Diğerleri gibi ön uzantılarımı kullanarak gitmek çok zor oluyordu. Arka uzantılarım hızlı gitmemi engelliyordu. Ancak arka uzantılarımın üzerinde çok hızlı ve rahat hareket edebiliyordum. Kahverengi ön uzantılarıyla beraber hızlı ve rahattı. O zaman o öyleydi ben böyle.
Portakal Ağacıma gelmiştim.Bir portakal kopardım ve yedim.
Ayaklarım üzerinde durmayı geniş bir zaman içinde öğrendiğimi anımsıyorum. Başta Diğerleri gibi gidiyordum. Onları gördükçe onlar gibi hareket ediyordum. Ancak onlar kadar hızlı değildim. Zamanla canım yanmaya başlamıştı. Uzantılarım fazla uzundu. Kahverengi bir hayvan görmüştüm. Arka uzantıları üzerindeydi. Onun gibi yapmayı denedim.Başarmıştım. Ama tutunmam gerekmişti. Sonraki günlerde bunun üzerine yoğunlaşmıştım.Dik durabiliyordum. Tutunmadan dik durma sürem her geçen gün daha da artıyordu.
Bir ayağımı diğer ayağımın ilerisine atmayı denemek nereden aklıma geldi bilmiyorum. Adım atmayı denemeye başlamıştım. Bir adım, iki adım, üç adım... Adımlarımın sayısı artıyordu.Daha az düşüyordum. Ayaklarımın üzerindeyken kendimi daha rahat hissediyordum. İçimde bir şeyler yer bulmuş gibiydi.
Portakal Ağacıma dönüşlerde içimden arka uzantılarımın üzerinde gitmemi, Diğerlerine benzemediğimi geçiriyordum. Kahverenginden öğrenmiştim dik durmayı ama... O benim gibi gidemiyordu. İlerlemek için yine ön uzantılarını kullanması gerekiyordu. Ben ondan öğrendim ama ondan daha iyiyim. Yoksa ben mi yanlış yapıyordum? O gibi mi gitmeliydim?
Diğerleri gibi ön uzantılarımı kullanarak gitmek çok zor oluyordu. Arka uzantılarım hızlı gitmemi engelliyordu. Ancak arka uzantılarımın üzerinde çok hızlı ve rahat hareket edebiliyordum. Kahverengi ön uzantılarıyla beraber hızlı ve rahattı. O zaman o öyleydi ben böyle.
Portakal Ağacıma gelmiştim.Bir portakal kopardım ve yedim.
Ağacın üstünden etrafı izlerken içimde kıpırdananların ne olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bunu sizin aranıza karışınca merak diye adlandırdım. Ancak o zamanlar bunu bilmiyordum. İçimdeki kıpırtı beni canlı tutuyordu. Sıkılmıyordum. Etrafı keşfetmeliydim. Kendi kendimi itiyordum buna ya da itiliyordum...
Kıpırtı arttıkça daha yükseklere tırmanmaya başladım, daha uzaklara gitmeye başladım. Diğerlerini daha iyi tanıyordum artık. Hangisinin ne şekilde hareket ettiğini, neler yediğini, neler yemediğini biliyordum. Onlardan çok şey öğrendim. İçimdeki kıpırtıları başlatan da onlar olmuştu.
Sarı kumun etrafını çok iyi biliyordum artık. Portakal Ağacımın çevresi benim bölgemdi.Taşlar buldum, farklı ağaçlar buldum.Farklı meyveler buldum. Çok küçük hayvanlar gördüm.Hepsinin de benzerinin varlığı beni kendi benzerlerimi aramaya itiyordu. Diğerlerini Sarı Yuvarlak gidinceye kadar izliyordum. Uyanışlarını, yemek yemelerini, kendi küçük benzerleriyle uğraşmalarını, kendilerine yemek bulmalarını...
Şeklim bütün diğerlerinden farklıydı. Ben daha tüysüzdüm, önümdeki uzantılar daha kısaydı ve küçüktü, arkamda daha uzun uzantılar vardı. Farklılıkları gördükçe içimde kıpırtılar artıyordu.
Diğerlerinin küçük benzerlerinin nasıl ortaya çıktığını gördüğümdeyse kıpırtılar zaptedilemez olmuştu. Bir taşın içinden çıkmıştı havada kalabilenler! Ben de bir taşın içinden çıkmalıydım! Hatırlayamıyordum. Taşın içinden mi çıkmıştım? Ama o taşı oraya kuş koyuyordu. Benim taşımı da benzerim koymuş olmalıydı.
Unutuyordum bazen kendi benzerlerimi, etrafta olan bitenle ilgileniyordum. Her gün yeni şeyler buluyordum. Taşların yenmeyeceğını böyle bir zamanda öğrenmiştim mesela.Büyük Yeşil'in orada karanlıklar vardı. Onların içlerine girdim. Bastığım yerler sertti. Taşlar. Bir sürü taş! Büyük taşlar! Büyük Yeşil'in içinde...
Bu karanlığın içine gittikte büyük yeşile benzer Küçük Yeşil çıkar diye geçmişti aklımdan. O zaman Büyük Yeşil'i buraya bırakan daha büyük bir yeşil olmalıydı.
Büyük Yeşil ne yiyordu?Yoksa bu karanlık ağzı mıydı? Beni yer miydi? Bunlar daha sonraları aklıma geldi. Karanlığa gidemez oldum. Ancak etrafından da ayrılamıyordum. Yeme karanlığı olsa o karalınkta bastığım yerler sert olmamalıydı. Benim karanlığımda yumuşaktı. Gördüğüm diğerlerinde de karanlığın ilk kısmında haraket vardı. Ama Büyük Yeşil'in karanlığında yoktu... Sonunda hep Portakal Ağacıma gelirdim.
Kıpırtı arttıkça daha yükseklere tırmanmaya başladım, daha uzaklara gitmeye başladım. Diğerlerini daha iyi tanıyordum artık. Hangisinin ne şekilde hareket ettiğini, neler yediğini, neler yemediğini biliyordum. Onlardan çok şey öğrendim. İçimdeki kıpırtıları başlatan da onlar olmuştu.
Sarı kumun etrafını çok iyi biliyordum artık. Portakal Ağacımın çevresi benim bölgemdi.Taşlar buldum, farklı ağaçlar buldum.Farklı meyveler buldum. Çok küçük hayvanlar gördüm.Hepsinin de benzerinin varlığı beni kendi benzerlerimi aramaya itiyordu. Diğerlerini Sarı Yuvarlak gidinceye kadar izliyordum. Uyanışlarını, yemek yemelerini, kendi küçük benzerleriyle uğraşmalarını, kendilerine yemek bulmalarını...
Şeklim bütün diğerlerinden farklıydı. Ben daha tüysüzdüm, önümdeki uzantılar daha kısaydı ve küçüktü, arkamda daha uzun uzantılar vardı. Farklılıkları gördükçe içimde kıpırtılar artıyordu.
Diğerlerinin küçük benzerlerinin nasıl ortaya çıktığını gördüğümdeyse kıpırtılar zaptedilemez olmuştu. Bir taşın içinden çıkmıştı havada kalabilenler! Ben de bir taşın içinden çıkmalıydım! Hatırlayamıyordum. Taşın içinden mi çıkmıştım? Ama o taşı oraya kuş koyuyordu. Benim taşımı da benzerim koymuş olmalıydı.
Unutuyordum bazen kendi benzerlerimi, etrafta olan bitenle ilgileniyordum. Her gün yeni şeyler buluyordum. Taşların yenmeyeceğını böyle bir zamanda öğrenmiştim mesela.Büyük Yeşil'in orada karanlıklar vardı. Onların içlerine girdim. Bastığım yerler sertti. Taşlar. Bir sürü taş! Büyük taşlar! Büyük Yeşil'in içinde...
Bu karanlığın içine gittikte büyük yeşile benzer Küçük Yeşil çıkar diye geçmişti aklımdan. O zaman Büyük Yeşil'i buraya bırakan daha büyük bir yeşil olmalıydı.
Büyük Yeşil ne yiyordu?Yoksa bu karanlık ağzı mıydı? Beni yer miydi? Bunlar daha sonraları aklıma geldi. Karanlığa gidemez oldum. Ancak etrafından da ayrılamıyordum. Yeme karanlığı olsa o karalınkta bastığım yerler sert olmamalıydı. Benim karanlığımda yumuşaktı. Gördüğüm diğerlerinde de karanlığın ilk kısmında haraket vardı. Ama Büyük Yeşil'in karanlığında yoktu... Sonunda hep Portakal Ağacıma gelirdim.
Ağaca tırmanmak gündelik bir iş olmuştu. Her gün ağaca çıkardım. Meyveleriyle karnımı doyururdum. Ağacın üstünde etrafı izlemeye başladım. Her gün daha yükseğe çıkıp daha ilerilere bakmaya başladım.İçimde beni oralara iten bir şeylerin olduğunu hissediyordum. Gitmeliydim oralara. Ancak korkuyordum. Portakal Ağacımdan en fazla iki gün uzak kalmıştım. Ya Portakal Ağacımda kalırdım ya da Sarı Kumlarda.
Uzakların da buraya benzeyip benzemediğini bilmek istiyordum. Benzer hayvanlar orada da var mıydı? Nereye kadar gidebiliyordum?
Korkuyordum ancak. Korkum isteğimi bastırdı. Uzakları sadece ağaçların üzerinden izler oldum. Kuşlar görüyordum. Buradakilerine benziyor gibiydiler.
Oralarda da hayvanlar benzerdi kesin! Uzaklarda benzerlerim var mıydı benim de?
Uzaklara bağırıyordum. Benim benzerlerim kendi kendime öğrendiğim bağırmayı biliyorlardır diye düşünüyordum. Acaba beni duyuyorlar mıydı...
Ağacın üstündeydim artık, ağacın üstünden izliyordum.
Dallardan atladığım zamanlar oluyordu. Kollarımı kuşlar gibi yapıyordum ama onlar gibi havada kalamıyordum. Daha yüksekten atlıyordum, yine olmuyordu. Canımı yakmıştım böyle denemelerde.
Portakal Ağacımın olduğu yerden daha yüksekteki yerleri gördüm. Bir sürü ağaç olduğunu gördüm. Uzakta ağaçların arasındaki suyu da gördüm. Çok su yoktu ama.
Sarı kumların nereye kadar gittiğini gördüm.
Uzakların da buraya benzeyip benzemediğini bilmek istiyordum. Benzer hayvanlar orada da var mıydı? Nereye kadar gidebiliyordum?
Korkuyordum ancak. Korkum isteğimi bastırdı. Uzakları sadece ağaçların üzerinden izler oldum. Kuşlar görüyordum. Buradakilerine benziyor gibiydiler.
Oralarda da hayvanlar benzerdi kesin! Uzaklarda benzerlerim var mıydı benim de?
Uzaklara bağırıyordum. Benim benzerlerim kendi kendime öğrendiğim bağırmayı biliyorlardır diye düşünüyordum. Acaba beni duyuyorlar mıydı...
Ağacın üstündeydim artık, ağacın üstünden izliyordum.
Dallardan atladığım zamanlar oluyordu. Kollarımı kuşlar gibi yapıyordum ama onlar gibi havada kalamıyordum. Daha yüksekten atlıyordum, yine olmuyordu. Canımı yakmıştım böyle denemelerde.
Portakal Ağacımın olduğu yerden daha yüksekteki yerleri gördüm. Bir sürü ağaç olduğunu gördüm. Uzakta ağaçların arasındaki suyu da gördüm. Çok su yoktu ama.
Sarı kumların nereye kadar gittiğini gördüm.
Kendime benzeyen kimseyi görmemiştim. Havada durabilen yaratıklar, yerde sürünen yaratıklar... Bunları çok kez izledim. Neler yapıyorlardı, nasıl yemek yiyorlardı. Bazıları çok hızlı koşuyordu. Bazıları yerinden kıpırdamıyordu. Çok korktuklarım da vardı.
Ortak yanlarını, farklı yanlarını öğrendim hep.
Diğer yaratıklarla ilk karşılaşmam Portakal Ağacı'nda oldu. Bir kuştu. Renkli...Güzel bir kuş. Havada kollarını sallıyor ve gidiyordu. Peşine takıldım. Benden kaçar gibi bir hali vardı. Onun gibi yapmaya çalıştım.Uçmayı denedim...
Köpekle karşılaştım. Bana bakarak bağırışını düşünmem bile hala beni titretir. Dişleri beyazdı. Sinirli olduğunu iliklerimde hissetmiştim. Koşmaya başladım. Koşabildiğim kadar hızlı koşmaya. Ayaklarıma dikenler, taşlar batıyordu. Canım yanıyordu. Duramıyordum ama. Sonunda arkama bakabildim. Gelmiyordu.
Hayvanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini köpekten sonra öğrenmeye başladım. Onları, gizlenerek izlemeliydim. Onlar beni bir tehtit olarak görüyorlardı. Çok şey öğrendim onlardan. Balık tutmayı, yiyecek bulmayı...
Onların benzerleri olduğunu sonraları anladım. Köpeğin aynısından vardı. Beraber gezebildiği, avlandığı bir sürüsü vardı. Renkli kuşun benzerlerini de gördüm. Benzerlerinin oluşunu onları bir arada görmeden bilmiyordum.
Sesler geliyordu. O sesi daha önceden de biliyordum ancak bu sefer farklıydı, aynı anda çıkıyordu sesler. Biri susup diğeri başlıyordu. Onları görmeye başlamıştım. Birden fazlaydılar. Köpekler! Beyaz dişler gözlerimin önüne geldi ve oradan kaçtım.
Soluk soluğa Portakal Ağacımın altında düşünmeye başladım. Benzerleri. O zamana kadar Yeşillerin dışında yaratıkların benzer olacağı aklıma gelmemişti. Benzerler... Benim de benzerlerim var mıydı?
Ses çıkarmayı diğerlerinden öğrendim. Onlar gibi bağırdım. Ama onlardan biri olamadım. Onlar benzerlerini anlıyordu. Ancak ben onları anlamıyordum. Bağırdığımda da onlar da beni anlıyormuş gibi görünmüyordu.
Kendi sesim beni korkutmuştu. Duymadığım bir ses çıkmıştı. Sesin geldiği yeri anlayamamıştım. Etrafıma bakındım. Sonra tekrar bağırdım. Kendi sesimi tanıdım. Değişik değişik sesler çıkartmayı zamanla öğrendim.
Büyük kahverengi-yeşillere tırmanmayı da diğerlerinden öğrendim. Bedenimin elverdiği ölçüde onlar gibi çıkmaya çalıştım. Sonra kendi özelliklerime uygun tırmanma yöntemleri buldum. Kuşların da yenilebildiğini yine başka hayvanlardan öğrendim.
Balık tutmayı öğrenmem biraz zaman aldı.Canımın yandığı zamanlar da oldu. Ama en sevdiğim yemek yine ağaçlarda; Hele ki Portakal Ağacı... Bu yüzden ağaçlara çok iyi tırmanabilir oldum.
**
Evimin bahçesinde, Benzerim'le ve köpeğimiz Badem'le oturuyoruz. Salıncağımız yavaş yavaş sallanıyor. Akşamüzeri kokusu...
Ortak yanlarını, farklı yanlarını öğrendim hep.
Diğer yaratıklarla ilk karşılaşmam Portakal Ağacı'nda oldu. Bir kuştu. Renkli...Güzel bir kuş. Havada kollarını sallıyor ve gidiyordu. Peşine takıldım. Benden kaçar gibi bir hali vardı. Onun gibi yapmaya çalıştım.Uçmayı denedim...
Köpekle karşılaştım. Bana bakarak bağırışını düşünmem bile hala beni titretir. Dişleri beyazdı. Sinirli olduğunu iliklerimde hissetmiştim. Koşmaya başladım. Koşabildiğim kadar hızlı koşmaya. Ayaklarıma dikenler, taşlar batıyordu. Canım yanıyordu. Duramıyordum ama. Sonunda arkama bakabildim. Gelmiyordu.
Hayvanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini köpekten sonra öğrenmeye başladım. Onları, gizlenerek izlemeliydim. Onlar beni bir tehtit olarak görüyorlardı. Çok şey öğrendim onlardan. Balık tutmayı, yiyecek bulmayı...
Onların benzerleri olduğunu sonraları anladım. Köpeğin aynısından vardı. Beraber gezebildiği, avlandığı bir sürüsü vardı. Renkli kuşun benzerlerini de gördüm. Benzerlerinin oluşunu onları bir arada görmeden bilmiyordum.
Sesler geliyordu. O sesi daha önceden de biliyordum ancak bu sefer farklıydı, aynı anda çıkıyordu sesler. Biri susup diğeri başlıyordu. Onları görmeye başlamıştım. Birden fazlaydılar. Köpekler! Beyaz dişler gözlerimin önüne geldi ve oradan kaçtım.
Soluk soluğa Portakal Ağacımın altında düşünmeye başladım. Benzerleri. O zamana kadar Yeşillerin dışında yaratıkların benzer olacağı aklıma gelmemişti. Benzerler... Benim de benzerlerim var mıydı?
Ses çıkarmayı diğerlerinden öğrendim. Onlar gibi bağırdım. Ama onlardan biri olamadım. Onlar benzerlerini anlıyordu. Ancak ben onları anlamıyordum. Bağırdığımda da onlar da beni anlıyormuş gibi görünmüyordu.
Kendi sesim beni korkutmuştu. Duymadığım bir ses çıkmıştı. Sesin geldiği yeri anlayamamıştım. Etrafıma bakındım. Sonra tekrar bağırdım. Kendi sesimi tanıdım. Değişik değişik sesler çıkartmayı zamanla öğrendim.
Büyük kahverengi-yeşillere tırmanmayı da diğerlerinden öğrendim. Bedenimin elverdiği ölçüde onlar gibi çıkmaya çalıştım. Sonra kendi özelliklerime uygun tırmanma yöntemleri buldum. Kuşların da yenilebildiğini yine başka hayvanlardan öğrendim.
Balık tutmayı öğrenmem biraz zaman aldı.Canımın yandığı zamanlar da oldu. Ama en sevdiğim yemek yine ağaçlarda; Hele ki Portakal Ağacı... Bu yüzden ağaçlara çok iyi tırmanabilir oldum.
**
Evimin bahçesinde, Benzerim'le ve köpeğimiz Badem'le oturuyoruz. Salıncağımız yavaş yavaş sallanıyor. Akşamüzeri kokusu...
Kendimi çok halsiz hissettiğim zamanlar oluyordu. Hareket etmeye takatim olmuyordu. Bunun nedenini bilmiyordum. Böyle zamanlarda Portakal Ağacımın altında olurdum. Yaprağının tadını ilk alışımın ne zamana denk geldiğini, yemek yemeği nasıl öğrendiğimi bilmiyorum. İlk zehirlenişimi biliyorum.
Bir ottu ya da ona benzer bir şey... Okyanustan yuvama geri dönüyordum.Sarı Yuvarlak çoktan batmıştı. Ayaklarım artık beni taşımıyordu. Oturmuştum. Etrafıma bakınırken onu koparıp yedim. Biraz dinlendikten sonra kalktım. Giderken ağaç arıyordum. Bir kaç meyve de yiyince iyice güçlendim. Yuvama vardım. Ağzımı açıp duruyordum. Yere uzandım. Beyaz Yuvarlak'ın gitmesine yakındı uyanışım. Sanki okyanusa girmişim gibi ıslaktım. Yuttuklarım ağzımdam geri çıkıyordu. Beyaz bulamaç...
Beni zehirleyenin ot mu yoksa o meyveler mi olduğunu bilmiyorum.O ottan ya da meyveden daha sonra yedim mi onu da bilmiyorum.
Okyanustan balık çıkarmayı çok sonraları öğrendim. Benden daha iri olan yaratıklar sayesinde öğrenmiştim. Onları izlemeye başladığım zamanı da anlatacağım elbette.
Hangi balıkları yiyip yiyemeyeceğimi de öğrendim elbette. İki tür balık dışında yiyemediğim yoktu. Elimin diğer elimden büyük oluşunu görmek beni korkutmuştu. Balık beni sokmuştu. Daha sonra o balıklara hiç dokunmadım.
**
Suyun yakınındaki evimin penceresinden beyaz yuvarlağa bakıyorum...
Bir ottu ya da ona benzer bir şey... Okyanustan yuvama geri dönüyordum.Sarı Yuvarlak çoktan batmıştı. Ayaklarım artık beni taşımıyordu. Oturmuştum. Etrafıma bakınırken onu koparıp yedim. Biraz dinlendikten sonra kalktım. Giderken ağaç arıyordum. Bir kaç meyve de yiyince iyice güçlendim. Yuvama vardım. Ağzımı açıp duruyordum. Yere uzandım. Beyaz Yuvarlak'ın gitmesine yakındı uyanışım. Sanki okyanusa girmişim gibi ıslaktım. Yuttuklarım ağzımdam geri çıkıyordu. Beyaz bulamaç...
Beni zehirleyenin ot mu yoksa o meyveler mi olduğunu bilmiyorum.O ottan ya da meyveden daha sonra yedim mi onu da bilmiyorum.
Okyanustan balık çıkarmayı çok sonraları öğrendim. Benden daha iri olan yaratıklar sayesinde öğrenmiştim. Onları izlemeye başladığım zamanı da anlatacağım elbette.
Hangi balıkları yiyip yiyemeyeceğimi de öğrendim elbette. İki tür balık dışında yiyemediğim yoktu. Elimin diğer elimden büyük oluşunu görmek beni korkutmuştu. Balık beni sokmuştu. Daha sonra o balıklara hiç dokunmadım.
**
Suyun yakınındaki evimin penceresinden beyaz yuvarlağa bakıyorum...
Ağaçlar vardı. Ağaçların gövdeleri yeşildi. Sarmaşıktan... Bazıları canımı çok yakmıştı, bazılarının tadı gerçekten çok güzeldi. Yeşil gövdeli ağaçların çok ilerisinde, sarı yuvurlak gökyüzünde ilk göründüğü anda yürümeye başlayıp sarı yuvarlak gökyüzünden gidinceye kadar yürümek gerekiyordu, su vardı. Çok fazla su, okyanus.
Su başlamadan önce sarı toprak vardı. Sıcak olurdu. Koşarak suya giderdim.
Geceyi sarı toprağın üzerinde geçirirdim.
**
Bunları size anlatmayı öğrenmem için de çok uzun zaman harcadım. Ben mi sizdenim, siz mi benden? Evim şimdi sarı toprağa ve suya daha yakın, çok çok daha yakın.
Su başlamadan önce sarı toprak vardı. Sıcak olurdu. Koşarak suya giderdim.
Geceyi sarı toprağın üzerinde geçirirdim.
**
Bunları size anlatmayı öğrenmem için de çok uzun zaman harcadım. Ben mi sizdenim, siz mi benden? Evim şimdi sarı toprağa ve suya daha yakın, çok çok daha yakın.
Yanlış yazmış olsa gerek yazar. Edebi dünya olacaktı. Beni anlatacaktır yazar. Kafası karışmış demek ki. Canı sağ olsun. Benim neyimi anlatacaktı. Tek başımaydım ben. Nerede olduğumu bilmiyordum. Bana benzer başka yaratıkların olup olmadığını da bilmiyordum. Buraya nasıl geldiğimi, nasıl ilk hatırama kadar geldiğimi de bilmiyordum.
Kendimle ilgili hatırladığım ilk şey ağaçtı. Turuncu meyveleri olan bir ağaç. Portakal ağacı... Daha sonra anılarım birikmeye başladı.Hatırladığım ikinci şey, çok üşüdüğüm! Beyaz Yuvarlak gökyüzündeydi.
**
Sizin kelimelerinizi hep sonradan öğrendim. Aranıza karıştım sonunda. Sizden birisi oldum...
Kendimle ilgili hatırladığım ilk şey ağaçtı. Turuncu meyveleri olan bir ağaç. Portakal ağacı... Daha sonra anılarım birikmeye başladı.Hatırladığım ikinci şey, çok üşüdüğüm! Beyaz Yuvarlak gökyüzündeydi.
**
Sizin kelimelerinizi hep sonradan öğrendim. Aranıza karıştım sonunda. Sizden birisi oldum...

