Yürümek

Gönderen Samet Yangın On 13:48 0 yorum
Evet, arka uzantılarımın üzerindeydim. Yürüyebiliyor, koşabiliyordum.

Ayaklarım üzerinde durmayı geniş bir zaman içinde öğrendiğimi anımsıyorum. Başta Diğerleri gibi gidiyordum. Onları gördükçe onlar gibi hareket ediyordum. Ancak onlar kadar hızlı değildim. Zamanla canım yanmaya başlamıştı. Uzantılarım fazla uzundu. Kahverengi bir hayvan görmüştüm. Arka uzantıları üzerindeydi. Onun gibi yapmayı denedim.Başarmıştım. Ama tutunmam gerekmişti. Sonraki günlerde bunun üzerine yoğunlaşmıştım.Dik durabiliyordum. Tutunmadan dik durma sürem her geçen gün daha da artıyordu.

Bir ayağımı diğer ayağımın ilerisine atmayı denemek nereden aklıma geldi bilmiyorum. Adım atmayı denemeye başlamıştım. Bir adım, iki adım, üç adım... Adımlarımın sayısı artıyordu.Daha az düşüyordum. Ayaklarımın üzerindeyken kendimi daha rahat hissediyordum. İçimde bir şeyler yer bulmuş gibiydi.

Portakal Ağacıma dönüşlerde içimden arka uzantılarımın üzerinde gitmemi, Diğerlerine benzemediğimi geçiriyordum. Kahverenginden öğrenmiştim dik durmayı ama... O benim gibi gidemiyordu. İlerlemek için yine ön uzantılarını kullanması gerekiyordu. Ben ondan öğrendim ama ondan daha iyiyim. Yoksa ben mi yanlış yapıyordum? O gibi mi gitmeliydim?

Diğerleri gibi ön uzantılarımı kullanarak gitmek çok zor oluyordu. Arka uzantılarım hızlı gitmemi engelliyordu. Ancak arka uzantılarımın üzerinde çok hızlı ve rahat hareket edebiliyordum. Kahverengi ön uzantılarıyla beraber hızlı ve rahattı. O zaman o öyleydi ben böyle.

Portakal Ağacıma gelmiştim.Bir portakal kopardım ve yedim.

Merak

Gönderen Samet Yangın On 14:19 0 yorum
Ağacın üstünden etrafı izlerken içimde kıpırdananların ne olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bunu sizin aranıza karışınca merak diye adlandırdım. Ancak o zamanlar bunu bilmiyordum. İçimdeki kıpırtı beni canlı tutuyordu. Sıkılmıyordum. Etrafı keşfetmeliydim. Kendi kendimi itiyordum buna ya da itiliyordum...

Kıpırtı arttıkça daha yükseklere tırmanmaya başladım, daha uzaklara gitmeye başladım. Diğerlerini daha iyi tanıyordum artık. Hangisinin ne şekilde hareket ettiğini, neler yediğini, neler yemediğini biliyordum. Onlardan çok şey öğrendim. İçimdeki kıpırtıları başlatan da onlar olmuştu.

Sarı kumun etrafını çok iyi biliyordum artık. Portakal Ağacımın çevresi benim bölgemdi.Taşlar buldum, farklı ağaçlar buldum.Farklı meyveler buldum. Çok küçük hayvanlar gördüm.Hepsinin de benzerinin varlığı beni kendi benzerlerimi aramaya itiyordu. Diğerlerini Sarı Yuvarlak gidinceye kadar izliyordum. Uyanışlarını, yemek yemelerini, kendi küçük benzerleriyle uğraşmalarını, kendilerine yemek bulmalarını...

Şeklim bütün diğerlerinden farklıydı. Ben daha tüysüzdüm, önümdeki uzantılar daha kısaydı ve küçüktü, arkamda daha uzun uzantılar vardı. Farklılıkları gördükçe içimde kıpırtılar artıyordu.

Diğerlerinin küçük benzerlerinin nasıl ortaya çıktığını gördüğümdeyse kıpırtılar zaptedilemez olmuştu. Bir taşın içinden çıkmıştı havada kalabilenler! Ben de bir taşın içinden çıkmalıydım! Hatırlayamıyordum. Taşın içinden mi çıkmıştım? Ama o taşı oraya kuş koyuyordu. Benim taşımı da benzerim koymuş olmalıydı.

Unutuyordum bazen kendi benzerlerimi, etrafta olan bitenle ilgileniyordum. Her gün yeni şeyler buluyordum. Taşların yenmeyeceğını böyle bir zamanda öğrenmiştim mesela.Büyük Yeşil'in orada karanlıklar vardı. Onların içlerine girdim. Bastığım yerler sertti. Taşlar. Bir sürü taş! Büyük taşlar! Büyük Yeşil'in içinde...

Bu karanlığın içine gittikte büyük yeşile benzer Küçük Yeşil çıkar diye geçmişti aklımdan. O zaman Büyük Yeşil'i buraya bırakan daha büyük bir yeşil olmalıydı.

Büyük Yeşil ne yiyordu?Yoksa bu karanlık ağzı mıydı? Beni yer miydi? Bunlar daha sonraları aklıma geldi. Karanlığa gidemez oldum. Ancak etrafından da ayrılamıyordum. Yeme karanlığı olsa o karalınkta bastığım yerler sert olmamalıydı. Benim karanlığımda yumuşaktı. Gördüğüm diğerlerinde de karanlığın ilk kısmında haraket vardı. Ama Büyük Yeşil'in karanlığında yoktu... Sonunda hep Portakal Ağacıma gelirdim.

Ağacın Üstünden

Gönderen Samet Yangın On 11:26 0 yorum
Ağaca tırmanmak gündelik bir iş olmuştu. Her gün ağaca çıkardım. Meyveleriyle karnımı doyururdum. Ağacın üstünde etrafı izlemeye başladım. Her gün daha yükseğe çıkıp daha ilerilere bakmaya başladım.İçimde beni oralara iten bir şeylerin olduğunu hissediyordum. Gitmeliydim oralara. Ancak korkuyordum. Portakal Ağacımdan en fazla iki gün uzak kalmıştım. Ya Portakal Ağacımda kalırdım ya da Sarı Kumlarda.

Uzakların da buraya benzeyip benzemediğini bilmek istiyordum. Benzer hayvanlar orada da var mıydı? Nereye kadar gidebiliyordum?

Korkuyordum ancak. Korkum isteğimi bastırdı. Uzakları sadece ağaçların üzerinden izler oldum. Kuşlar görüyordum. Buradakilerine benziyor gibiydiler.

Oralarda da hayvanlar benzerdi kesin! Uzaklarda benzerlerim var mıydı benim de?

Uzaklara bağırıyordum. Benim benzerlerim kendi kendime öğrendiğim bağırmayı biliyorlardır diye düşünüyordum. Acaba beni duyuyorlar mıydı...

Ağacın üstündeydim artık, ağacın üstünden izliyordum.

Dallardan atladığım zamanlar oluyordu. Kollarımı kuşlar gibi yapıyordum ama onlar gibi havada kalamıyordum. Daha yüksekten atlıyordum, yine olmuyordu. Canımı yakmıştım böyle denemelerde.

Portakal Ağacımın olduğu yerden daha yüksekteki yerleri gördüm. Bir sürü ağaç olduğunu gördüm. Uzakta ağaçların arasındaki suyu da gördüm. Çok su yoktu ama.
Sarı kumların nereye kadar gittiğini gördüm.

Diğerleri

Gönderen Samet Yangın On 12:08 0 yorum
Kendime benzeyen kimseyi görmemiştim. Havada durabilen yaratıklar, yerde sürünen yaratıklar... Bunları çok kez izledim. Neler yapıyorlardı, nasıl yemek yiyorlardı. Bazıları çok hızlı koşuyordu. Bazıları yerinden kıpırdamıyordu. Çok korktuklarım da vardı.

Ortak yanlarını, farklı yanlarını öğrendim hep.

Diğer yaratıklarla ilk karşılaşmam Portakal Ağacı'nda oldu. Bir kuştu. Renkli...Güzel bir kuş. Havada kollarını sallıyor ve gidiyordu. Peşine takıldım. Benden kaçar gibi bir hali vardı. Onun gibi yapmaya çalıştım.Uçmayı denedim...

Köpekle karşılaştım. Bana bakarak bağırışını düşünmem bile hala beni titretir. Dişleri beyazdı. Sinirli olduğunu iliklerimde hissetmiştim. Koşmaya başladım. Koşabildiğim kadar hızlı koşmaya. Ayaklarıma dikenler, taşlar batıyordu. Canım yanıyordu. Duramıyordum ama. Sonunda arkama bakabildim. Gelmiyordu.

Hayvanlara nasıl yaklaşmam gerektiğini köpekten sonra öğrenmeye başladım. Onları, gizlenerek izlemeliydim. Onlar beni bir tehtit olarak görüyorlardı. Çok şey öğrendim onlardan. Balık tutmayı, yiyecek bulmayı...

Onların benzerleri olduğunu sonraları anladım. Köpeğin aynısından vardı. Beraber gezebildiği, avlandığı bir sürüsü vardı. Renkli kuşun benzerlerini de gördüm. Benzerlerinin oluşunu onları bir arada görmeden bilmiyordum.

Sesler geliyordu. O sesi daha önceden de biliyordum ancak bu sefer farklıydı, aynı anda çıkıyordu sesler. Biri susup diğeri başlıyordu. Onları görmeye başlamıştım. Birden fazlaydılar. Köpekler! Beyaz dişler gözlerimin önüne geldi ve oradan kaçtım.

Soluk soluğa Portakal Ağacımın altında düşünmeye başladım. Benzerleri. O zamana kadar Yeşillerin dışında yaratıkların benzer olacağı aklıma gelmemişti. Benzerler... Benim de benzerlerim var mıydı?

Ses çıkarmayı diğerlerinden öğrendim. Onlar gibi bağırdım. Ama onlardan biri olamadım. Onlar benzerlerini anlıyordu. Ancak ben onları anlamıyordum. Bağırdığımda da onlar da beni anlıyormuş gibi görünmüyordu.

Kendi sesim beni korkutmuştu. Duymadığım bir ses çıkmıştı. Sesin geldiği yeri anlayamamıştım. Etrafıma bakındım. Sonra tekrar bağırdım. Kendi sesimi tanıdım. Değişik değişik sesler çıkartmayı zamanla öğrendim.

Büyük kahverengi-yeşillere tırmanmayı da diğerlerinden öğrendim. Bedenimin elverdiği ölçüde onlar gibi çıkmaya çalıştım. Sonra kendi özelliklerime uygun tırmanma yöntemleri buldum. Kuşların da yenilebildiğini yine başka hayvanlardan öğrendim.

Balık tutmayı öğrenmem biraz zaman aldı.Canımın yandığı zamanlar da oldu. Ama en sevdiğim yemek yine ağaçlarda; Hele ki Portakal Ağacı... Bu yüzden ağaçlara çok iyi tırmanabilir oldum.

**

Evimin bahçesinde, Benzerim'le ve köpeğimiz Badem'le oturuyoruz. Salıncağımız yavaş yavaş sallanıyor. Akşamüzeri kokusu...

Yemek

Gönderen Samet Yangın On 02:44 0 yorum
Kendimi çok halsiz hissettiğim zamanlar oluyordu. Hareket etmeye takatim olmuyordu. Bunun nedenini bilmiyordum. Böyle zamanlarda Portakal Ağacımın altında olurdum. Yaprağının tadını ilk alışımın ne zamana denk geldiğini, yemek yemeği nasıl öğrendiğimi bilmiyorum. İlk zehirlenişimi biliyorum.

Bir ottu ya da ona benzer bir şey... Okyanustan yuvama geri dönüyordum.Sarı Yuvarlak çoktan batmıştı. Ayaklarım artık beni taşımıyordu. Oturmuştum. Etrafıma bakınırken onu koparıp yedim. Biraz dinlendikten sonra kalktım. Giderken ağaç arıyordum. Bir kaç meyve de yiyince iyice güçlendim. Yuvama vardım. Ağzımı açıp duruyordum. Yere uzandım. Beyaz Yuvarlak'ın gitmesine yakındı uyanışım. Sanki okyanusa girmişim gibi ıslaktım. Yuttuklarım ağzımdam geri çıkıyordu. Beyaz bulamaç...

Beni zehirleyenin ot mu yoksa o meyveler mi olduğunu bilmiyorum.O ottan ya da meyveden daha sonra yedim mi onu da bilmiyorum.

Okyanustan balık çıkarmayı çok sonraları öğrendim. Benden daha iri olan yaratıklar sayesinde öğrenmiştim. Onları izlemeye başladığım zamanı da anlatacağım elbette.

Hangi balıkları yiyip yiyemeyeceğimi de öğrendim elbette. İki tür balık dışında yiyemediğim yoktu. Elimin diğer elimden büyük oluşunu görmek beni korkutmuştu. Balık beni sokmuştu. Daha sonra o balıklara hiç dokunmadım.

**

Suyun yakınındaki evimin penceresinden beyaz yuvarlağa bakıyorum...