Kovaladığı gölgelerdi. Büyük Yeşil, Büyük Su, Sarı Yuvarlak, Beyaz Yuvarlak, Diğerleri...
Gölgesi de sadece silüetiydi, benzeri değil. Bilmiyordu "ormanda tek başınalığın" ne demek olduğunu. Kavramsallık onun için uzaktı. Sadece istekleri vardı. Arayışları. Kavramlar yoktu, katıksız duyguları ve hisleri vardı. Bunun onu ne kadar yorduğunu düşünmek gerçekten zor.
Ağaçların arasında yolunu bulmak, nereye gideceğini bilmek, orada ne yapacağını planmak gayet zorken bir de ormanın gizledikleriyle başa çıkmak ayrı bir çaba gerektiriyor.O bunların hepsini kolaylıkla hallediyordu.
Merakı onun yegane itici gücüydü.
Yorgun düştüğünde, öyle hissetmesinin sebebini merak ediyordu. Hep arayış içinde olmasının meşguliyetiyle başbaşaydı. Bir de gölgesi vardı.
Kimi zaman bir ağaç kütüğüne çöküp hava kararıncaya kadar gölgesiyle oynardı. Ellerini kaldırdı, başın sallardı, ayaklarını oynatırdı. Günümüzden bir benzeri onu bu halde görse dans ediyor zannedebilirdi.O ise sadece hareket ediyordu. Oynuyordu. Mutluydu.
Bu bana, onun kendisiyle ilk karşılaştığı anı hatırlattı. Büyük Su'yun yanındaydı, suda yaşayan Diğerleri'ni keşfetmişti. Onları görmek için öylece beklediği bir zaman neden sonra önüne eğildi ve yansımasını gördü.Ondaki şaşkınlığı, korkuyu anlatmak mümkün değil. Görüntünün kendi görüntüsü olduğunu anlaması biraz zamanını almıştı. Suya ne taşlar ne sopalar attı. Görüntü hala oradaydı! Sonunda farketmişti o görüntünün kendi görüntüsü olduğunu. Sonraki bir kaç gün ekseriyetle inceledi kendini. Yüzünü. Diğerlerine benzemiyordu!
Gölgesi, yansımasından daha canlı görünüyordu!
Sallanan sandalyemde oturuyorum. Ağaçlar üşümüyor demek. Tanıyorlar onlar da birbirlerini, benzerlerini Hangi yaprağın kimden düştüğünü, hangisinin ne zaman düştüğünü. Tanıyorlar yapraklarını. Düşüşünü izliyorlar. Sonra toprakta kayboluşu...
Üzülmüyorlar. O yapraklar onlara tekrar dönüyor. Yaprak kendi ağacını tanıyor.
Üzülmüyorlar. O yapraklar onlara tekrar dönüyor. Yaprak kendi ağacını tanıyor.
Aynı anda iki yerde olabilir miydi? Aynı anda hem yaşayıp hem de uzaktan izleyebilir miydi? Nefes nefeseydi. Gözlerini araladı. Aynı anda "üç" yerde olabilir miydi?!
Rüya ile tanışması böyle oldu. N'olduğunu kavrayamamıştı? Az önce gördükleri olmamış mıydı? Hem koşmuş aynı anda hem de izlememiş miydi? Görüyordu da. Demek ki gözleri de açıktı. Ama açık gözünü tekrar açamazdı. Tecrübeleriyle, bu yeni durum çelişiyordu.Üzerindeki "korku"yu atmaya başladıkça nerede olduğunu, neden orada olduğunu hatırlamaya başladı.
Yabancılaşmıştı. Yabancılaşmak!Hem oradaydı, hem değildi, hem tanıyordu, hem tanımıyordu.Bu gördüklerinden sonra gözlerini tekrar açacak mıydı? Değişiyordu, değiştiğini hissediyordu.
Benzerlerini bulmalıydı. Var mıydı?
Rüya ile tanışması böyle oldu. N'olduğunu kavrayamamıştı? Az önce gördükleri olmamış mıydı? Hem koşmuş aynı anda hem de izlememiş miydi? Görüyordu da. Demek ki gözleri de açıktı. Ama açık gözünü tekrar açamazdı. Tecrübeleriyle, bu yeni durum çelişiyordu.Üzerindeki "korku"yu atmaya başladıkça nerede olduğunu, neden orada olduğunu hatırlamaya başladı.
Yabancılaşmıştı. Yabancılaşmak!Hem oradaydı, hem değildi, hem tanıyordu, hem tanımıyordu.Bu gördüklerinden sonra gözlerini tekrar açacak mıydı? Değişiyordu, değiştiğini hissediyordu.
Benzerlerini bulmalıydı. Var mıydı?
Gözlerindeki parıltı cesarettendi. Gözlerindeki nem kurumuştu. Kaşları çatılmıştı. Zihni dingindi.
İçindeki Korku'yu hala hissediyordu. Ondan kaçmıyordu. Korkusuyla idi.
Arkadaşının sıcaklığıyla ısınmıştı. Büyük Yeşil'in ağzına dönerken gözlerinin ağırlaştığını hissediyordu.
Bilmiyordu içindeki asıl sıcaklığın,asıl dinginliğin nereden geldiğini...
Yaşadığı yeri tanıyordu. Karnını zaten doyurabilirdi. Benzerleri... Kafasını kurcalıyordu fakat muğlaktı. Düşünceleri kenara bırakmayı öğreniyordu.
Damarlarında kanın akışını hissediyordu. Dudakları durgundu. Kendini geceye bırakmaya hazırdı. Uykuya sarıldı.
Güvenmişti. Güvendi içindeki asıl sıcaklık. Ama daha bunu kavrayamadan uyumuştu.
İçindeki Korku'yu hala hissediyordu. Ondan kaçmıyordu. Korkusuyla idi.
Arkadaşının sıcaklığıyla ısınmıştı. Büyük Yeşil'in ağzına dönerken gözlerinin ağırlaştığını hissediyordu.
Bilmiyordu içindeki asıl sıcaklığın,asıl dinginliğin nereden geldiğini...
Yaşadığı yeri tanıyordu. Karnını zaten doyurabilirdi. Benzerleri... Kafasını kurcalıyordu fakat muğlaktı. Düşünceleri kenara bırakmayı öğreniyordu.
Damarlarında kanın akışını hissediyordu. Dudakları durgundu. Kendini geceye bırakmaya hazırdı. Uykuya sarıldı.
Güvenmişti. Güvendi içindeki asıl sıcaklık. Ama daha bunu kavrayamadan uyumuştu.
Korku'yu öğrenmişti; sadece adı Korku değildi.Diğerlerinden korkmuştu. Çünkü onlar parçalıyordu. Büyük Su'dan korkmuştu, çünkü altında nefes alamadı. Kızıl Işık'tan korkmuştu, çünkü canı yanmıştı.
Korku'dan korktu...
İrileşen gözbebekleri, boşluğa bakıyordu. Gördüğü görüntüler karşısında değil, tam içindeydi. İmgeler, kelimeler... Hepsi korkunun içinde eriyip gidiyordu. Sığınacak yeri yoktu.
Zihninden kaçamıyordu. Geçen zamanda kalbinin hızlanması, zihninin onu parçalaması, zihninin onu boğması, zihninin canını yakması!
Ondan kaçamamayı tanımlayamazdı o anında.
Benzerlerini bulamamıştı.
Titriyordu.
Açtı.
Terliyordu.
Toktu.
Üşüyordu.
Gözleri nemlenmişti.
Arkadaşı yüzünü yaladı. Islak burnuyla yüzüne dokunuyordu.
Korku'dan sıyrıldıkça zihni yavaşlıyordu. Arkadaşının sıcaklığı...
Neden sonra Büyük Yeşilin Ağzından dışarı çıktı. Portakal Ağacının eskiden bulunduğu yere doğru baktı.
Korku'dan korktu...
İrileşen gözbebekleri, boşluğa bakıyordu. Gördüğü görüntüler karşısında değil, tam içindeydi. İmgeler, kelimeler... Hepsi korkunun içinde eriyip gidiyordu. Sığınacak yeri yoktu.
Zihninden kaçamıyordu. Geçen zamanda kalbinin hızlanması, zihninin onu parçalaması, zihninin onu boğması, zihninin canını yakması!
Ondan kaçamamayı tanımlayamazdı o anında.
Benzerlerini bulamamıştı.
Titriyordu.
Açtı.
Terliyordu.
Toktu.
Üşüyordu.
Gözleri nemlenmişti.
Arkadaşı yüzünü yaladı. Islak burnuyla yüzüne dokunuyordu.
Korku'dan sıyrıldıkça zihni yavaşlıyordu. Arkadaşının sıcaklığı...
Neden sonra Büyük Yeşilin Ağzından dışarı çıktı. Portakal Ağacının eskiden bulunduğu yere doğru baktı.
Hiçbir şeyi bilmiyordu. Tabula rasayı gözlerimle görmek şaşırtmıştı beni.
Etrafında Benzerleri namına kimse yoktu. Benzerlerinin ürettiği bilgiler de yoktu. Katıksız kendisi vardı. Diğerlerinden öğrendikleri... Kendini tanımıyordu bile. O da Diğerlerindendi onca... Ama benzemiyordu onlara.
İlk gördüğü ikilem bu olsa gerek. Kendisinin ne olduğunu seçmek! Bununla beraber seçmeyi öğrenmeye başlamış olsa gerek.
Başıboş, ama tam anlamıyla başıboştu. Bilmeden yaşamak!
Ölmemeyi başarmak!
Etrafında Benzerleri namına kimse yoktu. Benzerlerinin ürettiği bilgiler de yoktu. Katıksız kendisi vardı. Diğerlerinden öğrendikleri... Kendini tanımıyordu bile. O da Diğerlerindendi onca... Ama benzemiyordu onlara.
İlk gördüğü ikilem bu olsa gerek. Kendisinin ne olduğunu seçmek! Bununla beraber seçmeyi öğrenmeye başlamış olsa gerek.
Başıboş, ama tam anlamıyla başıboştu. Bilmeden yaşamak!
Ölmemeyi başarmak!
Renklerle başladım tanımaya... Şekiller... Hepsinin ayrı ayrı isimleri... Hatıralarımı anlatmaya başlamadan önce, kelimeleri sonradan öğrendiğimi söylemiştim, tekrar hatırlatmak istedim. Çünkü sadece kelimeleri sonradan öğrenmedim. Kavramları da sonradan öğrendim.
Aile... Benim ailem olmadı hiç. Olduysa da bilmiyorum. Aileye ihtiyaç da duymadım. İhtayaç; bunu da sonradan öğrendiğimi itiraf etmeliyim. Toplum... Benzerlerim..
Benzerlerimin içinde benzerlerimin farklılıkları... Hepsinin biribirinden farklılığı. Hepsi yemek yiyordu ama farklıydı. Yemeğe yaklaşımı, onu tutması...
Hepsinin yavruları vardı ama, farklıydı onlara yaklaşımı.
Kimisi ayı gibiydi, görse onu öldürecek sanırsınız. Bazıları yavruları azarlardı hep bir kuş gibi.Uçması geldiği zaman yuvasından atılan kuş gibi.
Renk renktiler.Her renk kendine has...
Renklerle başladı hayatım benim.
Renklerle öğrendim.
Tonlarıysa çok başka...
Aile... Benim ailem olmadı hiç. Olduysa da bilmiyorum. Aileye ihtiyaç da duymadım. İhtayaç; bunu da sonradan öğrendiğimi itiraf etmeliyim. Toplum... Benzerlerim..
Benzerlerimin içinde benzerlerimin farklılıkları... Hepsinin biribirinden farklılığı. Hepsi yemek yiyordu ama farklıydı. Yemeğe yaklaşımı, onu tutması...
Hepsinin yavruları vardı ama, farklıydı onlara yaklaşımı.
Kimisi ayı gibiydi, görse onu öldürecek sanırsınız. Bazıları yavruları azarlardı hep bir kuş gibi.Uçması geldiği zaman yuvasından atılan kuş gibi.
Renk renktiler.Her renk kendine has...
Renklerle başladı hayatım benim.
Renklerle öğrendim.
Tonlarıysa çok başka...
Bıraktığım izleri tek tek dolaştım.Ne kadar zaman dolaştım hiç hatırlamıyorum.Defalarca baktım. Bıraktığım İz'in yanında başka izler aradım, bulamadım. Yeni İzler bıraktım. Büyük Su'dan Büyük Yeşil'e kadar her yeri doldurdum... Kaybolanların yerine yenilerini bıraktım.
Beni en çok heyecanlandıran İzlerin kaybolanları olmuştu.Benzerlerimin bana bir işaret olarak İzleri bozduklarını düşünmüştüm. Ancak sonradan öğrendim ki İzler'i, ağaçlar, yapraklar, sular Diğerleri bozuyormuş...
İz bıraktıkça daha iyilerini bırakmayı öğrendim. Ağaç yapraklarını kullandım ama onların İzleri çabucak siliniyordu. Onların kaybolma süreleri uzatmayı öğrendim. Çamurdan çok güzel izler oluyordu. En çok çamurdan izler yaptım. Diğerleri bozmadığı sürece kalıyordu da.
Her zaman içimde İzleri Benzerlerim bozuyor olabilir mi şüphesi vardı. Bu şüphemi bitirense neden o da İz bırakmıyordu sorusuydu.
O, onlar... Tek miydi, daha fazla mıydı kestiremiyordum. Düşüncelerle, hayallarle çokça bir zaman geçmiş ki hava beni üşütmeye başladı.
Evimin önündeki Büyük Su'dan daha önce bahsetmiştim. Onu izlemeye bayılırım. Hele ki Benzerim de yanımdayken bu benim için en büyük keyiftir.
O yanımdayken - Benzerim - her şey gider, bi' tek o kalır. O ve onun verdiği sonsuz huzur... Defalarca şükretmişimdir Yaratıcı'ya bundan ötürü. Ama sanki hep az şükretmişim gibi gelir.
Ne zaman aldık bu tıngırdayan sandalyeleri bilmem ama çok çok eğlendiğimizi saklayamam. Hele ki Minik Benzerlerimiz bizim kalkmamızı beklerler. Ne şirin varlıklar!
Öyle sakin bir hayatım var zannediyorsunuz, biliyorum. Ama her zaman zannettiğiniz gibi değildir.
Ne zaman bunalsak, ne zaman bıksak, buraya kaçarız!
Buranın fırtınası insanı hem korkutur, hem de o rüzgar sanki düşüncelerimizi süpürür.
**
Büyük Su çarşaf gibi... Gökyüzü saten, yıldızlar desen... Sallanan sandalyemizde Benzerim'le oturuyoruz. Dumanı tüten fincanlarımız da yanımızda. Aklımda ondan bahsetmek vardı. Onu Benzerim'e daha önce açmıştım. Yüzünden arada onu düşündüğümü bildiğini okuyabiliyordum.
"Söyle bakalım." dedi daha ona konuşmaya bile yeltenmemiştim. Benzerim...
İçimde kelimeler kabarıyordu, ama diğer yandan da konuşmak yersiz olurmuş gibi geliyordu.Elimi tatlı bir tutuşla sıktı. O mutluluk dolu sesiyle:
-Güzel olacak.
Yıldızların gözkırpmalarını seyretmeye devam ettik. Deniz, küçük dalgalarıyla kumsalda geziyordu.
O yanımdayken - Benzerim - her şey gider, bi' tek o kalır. O ve onun verdiği sonsuz huzur... Defalarca şükretmişimdir Yaratıcı'ya bundan ötürü. Ama sanki hep az şükretmişim gibi gelir.
Ne zaman aldık bu tıngırdayan sandalyeleri bilmem ama çok çok eğlendiğimizi saklayamam. Hele ki Minik Benzerlerimiz bizim kalkmamızı beklerler. Ne şirin varlıklar!
Öyle sakin bir hayatım var zannediyorsunuz, biliyorum. Ama her zaman zannettiğiniz gibi değildir.
Ne zaman bunalsak, ne zaman bıksak, buraya kaçarız!
Buranın fırtınası insanı hem korkutur, hem de o rüzgar sanki düşüncelerimizi süpürür.
**
Büyük Su çarşaf gibi... Gökyüzü saten, yıldızlar desen... Sallanan sandalyemizde Benzerim'le oturuyoruz. Dumanı tüten fincanlarımız da yanımızda. Aklımda ondan bahsetmek vardı. Onu Benzerim'e daha önce açmıştım. Yüzünden arada onu düşündüğümü bildiğini okuyabiliyordum.
"Söyle bakalım." dedi daha ona konuşmaya bile yeltenmemiştim. Benzerim...
İçimde kelimeler kabarıyordu, ama diğer yandan da konuşmak yersiz olurmuş gibi geliyordu.Elimi tatlı bir tutuşla sıktı. O mutluluk dolu sesiyle:
-Güzel olacak.
Yıldızların gözkırpmalarını seyretmeye devam ettik. Deniz, küçük dalgalarıyla kumsalda geziyordu.
Ağaçların arasından geçti. Yaprağı düşürdü geçerken, gördüm!
Büyük Su'yun yanındaydım. Su bir gidip bir geliyordu. Yere bastıkça çıkan izlere bakıyordum. Sonra izler siliniyordu.Tekrar, tekrar... Benden önce geçen Diğerlerinin izi yoktu... Belki de benzerlerim vardı da buradan geçerken izlerini bırakmışlardır... Silinmiştir...
İşte iz bırakma fikri ilk o zaman aklıma geldi... Büyük Yeşil'in yakınlarına izler bırakabilirdim. Bana özel izler, böylelikle beni farkedebilirlerdi. İçimdeki o tık tık eden şeyin hızlandığını hissediyordum. Elimi üzerine koydum... Onu dinledim.
Koşmaya başladım. İzler! Bi' sürü iz bırakmalıydım. O esnada ağaçların arasından geçti. Yaprağı düşürdü geçerken, gördüm! Ona doğru yöneldim. Seçemiyordum ama bana benziyordu, benzerimdi!
İçimdeki tıktık çok daha hızlı tık tık ediyordu. Arka uzantılarım, Tıktık'ın bulunduğu yer yanıyordu... Sendeleyerek, arka uzantılarımı acıtarak koşuyordum. Daha hızlı... Nefes alamayacak duruma gelinceye kadar koştum. O kadar uzakta değildi... Orada hala seçebiliyordum onu.
Oturdum. Tıktık'ın üzerinde ön uzantım. Yavaşladığını hissedebiliyordum. Arka uzantılarım acıyordu. Kırmızı Sular kaplamıştı üzerini... Hala oradaki benzerimi kolluyordum, duruyordu orada.
Kalktım, ona doğru koşmaya devam ettim. Yemek yediğim boşluk sonuna kadar açıktı. Arka uzantılarım çok acıyordu... Bağırıyordum... Bir yaprak daha düştü.. Ön uzantısının üzerine doğru...
Yoktu. Orada yoktu... Koşarken Büyük Su tarafına meyil almıştım. Yoktu. Bir adımda birden kayboldu... Durdum! Arka uzantılarım acıyordu. Kırmızı su çoğalmıştı...
Yavaş yavaş onun durduğu yere gittim. Ön uzantılarına düşen yaprak... Etrafıma bakındım. Göremiyordum... Gitmişti; bir anda... Oturdum. Tıktık, hızlıydı...Görme yerlerimin üzerindeki tüyler birbirine yaklaşmıştı, arka uzantılarım acıyordu ve o gitmişti... Hemen kalktım. Evime dönüyordum... Kırmızı Sularım yerleri ıslatmış... İzlerimdi onlar benim. Acaba benzerlerim, o anlayabilir miydi benim burada olduğumu? Arkamda kalan izlerime baktım.
Oradaydı yine! Tüm acımı unuttum, koşmaya başladım. Ama yine birden kaybolmuştu. Bağırdım, evime geri doğru yürümeye başladım.Arada arkama bakıyordum.
Oradaydı tekrar. Durdum, seyretmeye başladım.
Gölge...
Büyük Su'yun yanındaydım. Su bir gidip bir geliyordu. Yere bastıkça çıkan izlere bakıyordum. Sonra izler siliniyordu.Tekrar, tekrar... Benden önce geçen Diğerlerinin izi yoktu... Belki de benzerlerim vardı da buradan geçerken izlerini bırakmışlardır... Silinmiştir...
İşte iz bırakma fikri ilk o zaman aklıma geldi... Büyük Yeşil'in yakınlarına izler bırakabilirdim. Bana özel izler, böylelikle beni farkedebilirlerdi. İçimdeki o tık tık eden şeyin hızlandığını hissediyordum. Elimi üzerine koydum... Onu dinledim.
Koşmaya başladım. İzler! Bi' sürü iz bırakmalıydım. O esnada ağaçların arasından geçti. Yaprağı düşürdü geçerken, gördüm! Ona doğru yöneldim. Seçemiyordum ama bana benziyordu, benzerimdi!
İçimdeki tıktık çok daha hızlı tık tık ediyordu. Arka uzantılarım, Tıktık'ın bulunduğu yer yanıyordu... Sendeleyerek, arka uzantılarımı acıtarak koşuyordum. Daha hızlı... Nefes alamayacak duruma gelinceye kadar koştum. O kadar uzakta değildi... Orada hala seçebiliyordum onu.
Oturdum. Tıktık'ın üzerinde ön uzantım. Yavaşladığını hissedebiliyordum. Arka uzantılarım acıyordu. Kırmızı Sular kaplamıştı üzerini... Hala oradaki benzerimi kolluyordum, duruyordu orada.
Kalktım, ona doğru koşmaya devam ettim. Yemek yediğim boşluk sonuna kadar açıktı. Arka uzantılarım çok acıyordu... Bağırıyordum... Bir yaprak daha düştü.. Ön uzantısının üzerine doğru...
Yoktu. Orada yoktu... Koşarken Büyük Su tarafına meyil almıştım. Yoktu. Bir adımda birden kayboldu... Durdum! Arka uzantılarım acıyordu. Kırmızı su çoğalmıştı...
Yavaş yavaş onun durduğu yere gittim. Ön uzantılarına düşen yaprak... Etrafıma bakındım. Göremiyordum... Gitmişti; bir anda... Oturdum. Tıktık, hızlıydı...Görme yerlerimin üzerindeki tüyler birbirine yaklaşmıştı, arka uzantılarım acıyordu ve o gitmişti... Hemen kalktım. Evime dönüyordum... Kırmızı Sularım yerleri ıslatmış... İzlerimdi onlar benim. Acaba benzerlerim, o anlayabilir miydi benim burada olduğumu? Arkamda kalan izlerime baktım.
Oradaydı yine! Tüm acımı unuttum, koşmaya başladım. Ama yine birden kaybolmuştu. Bağırdım, evime geri doğru yürümeye başladım.Arada arkama bakıyordum.
Oradaydı tekrar. Durdum, seyretmeye başladım.
Gölge...
Ya yukarıdaydı, ya aşağıda.. Büyük Su'ya gitmiş olamaz ya. Büyük Yeşilin Ağzı'nda ben vardım zaten... O zaman, ya yukarıdaydı ya da aşağıda... Siyah yukarı gitti ama kalan da Siyah... Yukarı giden Siyah aşağıya inmiş miydi ki.. Ah Portakal Ağacım! Gördüğüm yerlerden sular akmaya başlamıştı yine. Ya neredeydi ağacım...
Büyük Su'ya gitmiştim. Orada da yoktu. Büyük Yeşil'in etrafına, ağzına bakmıştım orada da yoktu...
Ben, ya ben Kızıl Işık'ın içinde kaybolsaydım, ben nereye gidecektim...
Önceden Portakal Ağacımın olduğu yer Kızıl Işık'taki kokudan da berbat kokuyordu.
Orada daha fazla duramamıştım. Büyük Yeşil'in Ağzı'na dönmüştüm. Yerdeki Siyah gidince, o koku gidince geri dönecek miydi ki Portakal Ağacım?
Arkadaşıma sarılıp uyumuşum o günün akşamında.
Gördüğüm şekilleri, gördüğüm renkleri aşıp göremediklerime dalmıştım çoktan...
Yediklerimizin nereye gittiğini kavramıştım, kötü kokuyla arkamızdan çıkıyordu... Ama o çıkanın içinde aradığımda onları bulamamıştım... Sonralarında unuttuğum bu olayı o zamanlarda tekrar hatırlamıştım.
Neresi?
O zamandan sonra o yeri aramaya başlamıştım.
Koku da dağılıyordu yavaş yavaş...
Büyük Su'ya gitmiştim. Orada da yoktu. Büyük Yeşil'in etrafına, ağzına bakmıştım orada da yoktu...
Ben, ya ben Kızıl Işık'ın içinde kaybolsaydım, ben nereye gidecektim...
Önceden Portakal Ağacımın olduğu yer Kızıl Işık'taki kokudan da berbat kokuyordu.
Orada daha fazla duramamıştım. Büyük Yeşil'in Ağzı'na dönmüştüm. Yerdeki Siyah gidince, o koku gidince geri dönecek miydi ki Portakal Ağacım?
Arkadaşıma sarılıp uyumuşum o günün akşamında.
Gördüğüm şekilleri, gördüğüm renkleri aşıp göremediklerime dalmıştım çoktan...
Yediklerimizin nereye gittiğini kavramıştım, kötü kokuyla arkamızdan çıkıyordu... Ama o çıkanın içinde aradığımda onları bulamamıştım... Sonralarında unuttuğum bu olayı o zamanlarda tekrar hatırlamıştım.
Neresi?
O zamandan sonra o yeri aramaya başlamıştım.
Koku da dağılıyordu yavaş yavaş...
Büyük Yeşil'in Ağzındaydım.Gidemedim Ağacımın yanına hemen. Koku daha da çok artıyordu. Daha da kötüleşiyordu. Acılarım dinmişti. Kızıl Işık önce göğe siyah göndermişti, şimdi de ardında bıraktığı yer siyahtı... Diğerleri geride kalanları ararcasına geride kalan Siyah'ın içinde kafalarını oraya buraya sokuyorlardı...
Kızıl Işık'tan kaçabilenler Büyük Yeşil'in etrafına toplanmışlardı. İçlerinden bazılarının görünüşleri değişmişti. Kızıl Işık'ın onları yakaladığını, canını yaktığını anladım. Ama onlar kurtulabilmişlerdi. Bazıları hareket edebiliyorlardı bazıları sadece yatıyordu artık. Birbirlerini yiyen diğerleri bile bir aradaydı Kızıl Işık'tan sonraki ilk gün...
Kızıl Işık'ın içinde kalanlara ne olduğunu düşünmeye başladım. Portakal Ağacım da Siyah olmuştur...Belki de olmamıştır? Bütün siyahlığın içinde turuncu turuncu parlıyordur...
Diğerleri... Onlar da Siyah olmuştu?..
Nereye gitmişti Siyah olanlar... Diğerleri tekrar karınlarının acıktığını hissedip birbirlerini avlamaya başladığı zamanda bunları düşünmeye başlamıştım...
Siyah olup göğe karışıp Mavi olmuşlardı onlar Sarı Yuvarlakla beraber? Yoksa toprağın üzerinde mi kalmışlardı hepsi... Yahut Beyaz Yuvarlak'la benekli siyaha karışmışlardı...
Kızıl Işık'tan kaçabilenler Büyük Yeşil'in etrafına toplanmışlardı. İçlerinden bazılarının görünüşleri değişmişti. Kızıl Işık'ın onları yakaladığını, canını yaktığını anladım. Ama onlar kurtulabilmişlerdi. Bazıları hareket edebiliyorlardı bazıları sadece yatıyordu artık. Birbirlerini yiyen diğerleri bile bir aradaydı Kızıl Işık'tan sonraki ilk gün...
Kızıl Işık'ın içinde kalanlara ne olduğunu düşünmeye başladım. Portakal Ağacım da Siyah olmuştur...Belki de olmamıştır? Bütün siyahlığın içinde turuncu turuncu parlıyordur...
Diğerleri... Onlar da Siyah olmuştu?..
Nereye gitmişti Siyah olanlar... Diğerleri tekrar karınlarının acıktığını hissedip birbirlerini avlamaya başladığı zamanda bunları düşünmeye başlamıştım...
Siyah olup göğe karışıp Mavi olmuşlardı onlar Sarı Yuvarlakla beraber? Yoksa toprağın üzerinde mi kalmışlardı hepsi... Yahut Beyaz Yuvarlak'la benekli siyaha karışmışlardı...


