Kovaladığı gölgelerdi. Büyük Yeşil, Büyük Su, Sarı Yuvarlak, Beyaz Yuvarlak, Diğerleri...
Gölgesi de sadece silüetiydi, benzeri değil. Bilmiyordu "ormanda tek başınalığın" ne demek olduğunu. Kavramsallık onun için uzaktı. Sadece istekleri vardı. Arayışları. Kavramlar yoktu, katıksız duyguları ve hisleri vardı. Bunun onu ne kadar yorduğunu düşünmek gerçekten zor.
Ağaçların arasında yolunu bulmak, nereye gideceğini bilmek, orada ne yapacağını planmak gayet zorken bir de ormanın gizledikleriyle başa çıkmak ayrı bir çaba gerektiriyor.O bunların hepsini kolaylıkla hallediyordu.
Merakı onun yegane itici gücüydü.
Yorgun düştüğünde, öyle hissetmesinin sebebini merak ediyordu. Hep arayış içinde olmasının meşguliyetiyle başbaşaydı. Bir de gölgesi vardı.
Kimi zaman bir ağaç kütüğüne çöküp hava kararıncaya kadar gölgesiyle oynardı. Ellerini kaldırdı, başın sallardı, ayaklarını oynatırdı. Günümüzden bir benzeri onu bu halde görse dans ediyor zannedebilirdi.O ise sadece hareket ediyordu. Oynuyordu. Mutluydu.
Bu bana, onun kendisiyle ilk karşılaştığı anı hatırlattı. Büyük Su'yun yanındaydı, suda yaşayan Diğerleri'ni keşfetmişti. Onları görmek için öylece beklediği bir zaman neden sonra önüne eğildi ve yansımasını gördü.Ondaki şaşkınlığı, korkuyu anlatmak mümkün değil. Görüntünün kendi görüntüsü olduğunu anlaması biraz zamanını almıştı. Suya ne taşlar ne sopalar attı. Görüntü hala oradaydı! Sonunda farketmişti o görüntünün kendi görüntüsü olduğunu. Sonraki bir kaç gün ekseriyetle inceledi kendini. Yüzünü. Diğerlerine benzemiyordu!
Gölgesi, yansımasından daha canlı görünüyordu!


